Tecavüzün sadece bir cinsin diğer cinse değil, toprağa, bedene, düşünceye kadar hayatın her noktasında olabileceğine dair bir oyun “YOLLU”. Ve tecavüzden de öte bunu yaratan koşulları, zihniyeti toplumu; kadını ve erkeği yaratan toplumsal bilinci; bu duruma bakışımızı, kayıtsızlığımızı, ikiyüzlülüğümüzü “Barış Gelini”ne tecavüz eden “Kamyoncu” üzerinden görünür kılmaya çalışıyor. Kimseyi kayırmadan el birliğiyle toplumsal cinsiyeti nasıl yarattığımızı gösteriyor.

Üstelik tecavüzü, mağdurun gözünden değil, doğrudan tecavüzcünün gözünden işliyor. Oyundaki karakterler ise bir vücudun organları gibi düşünülmüş. Kamyoncu ise bu vücudun cinsel organı, yani penisi oluyor. Tecavüz, Kamyoncu aracılığıyla işlenmiş toplumsal bir suç olarak çıkıyor karşımıza: Bizim penisimiz olarak!

Bir kadına tecavüz: Pippa Bacca – Barış Gelini

2008 yılında, “Barış Gelini” adıyla, dünya barışı için yola çıkan Pippa Bacca, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde bir kamyoncu tarafından tecavüz edilip öldürüldü.

Türkiye’de yaşanan tüm diğer şeyler gibi bu olay da gündemde bol miktarda kuru gürültü ürettikten sonra unutulup gitti. Unutulan, sadece tecavüz ve cinayet değil, aynı zamanda dünya barışı ve insan haklarıydı.

 

Bir ülkeye tecavüz: Irak Savaşı ve Ortadoğu

Aynı süreç içersinde Irak başta olmak üzere, tüm Orta Doğu’da çok ciddi değişimler yaşandı. Bu yaşananlar Pippa Bacca olayı ile büyük benzerlik taşıyordu. Zira Irak Savaşı, eşit tarafların savaşı değil, bir halkın yaşam alanına, toprağına “özgürlük” söylemiyle tecavüzün simgesiydi. Tüm savaşlardan arta kalanlar gibi, bu savaştan arta kalanlar da tecavüze uğramış bir ülke, bir beden ve binlerce ölümdü.

 

Yaşama tecavüz

Aslında “YOLLU – Barış Gelini”nde ne Pippa Bacca olayı ne de Irak Savaşı anlatılıyor. Oyunda öne çıkan şey, bu iki durumun tecavüz gerçekliğinde benzer olması… Tecavüzün sadece bir cinsin diğer cinse değil, toprağa, bedene, düşünceye kadar hayatın her noktasında olabileceğine dair. Ve tecavüzden de öte bunu yaratan koşulları, zihniyeti toplumu; kadını ve erkeği yaratan toplumsal bilinci; bu duruma bakışımızı kayıtsızlığımızı, ikiyüzlülüğümüzü Pippa’ya tecavüz eden “Kamyoncu” üzerinden görünür kılmaya çalışıyor. Kimseyi kayırmadan el birliğiyle toplumsal cinsiyeti nasıl yarattığımızı gösteriyor.

Evet, oyun, Pippa Bacca ile ilgili fakat olaylara tecavüz edilen Pippa’nın gözüyle değil, tecavüz eden Kamyoncu’nun gözüyle bakıyor. Olayın kendisiyle değil, sonuçlarıyla ilgileniyor ve bir dönüşüm hikâyesi anlatıyor: Avın avcıya, avcının ava dönüşümü. Erkeğin kadına, hayvanın insana dönüşümü…

Neden Kamyoncu?

Tecavüze uğrayanın psikolojisi, sosyolojisi hatta felsefesi bile var ama ne yazık ki tecavüz eden üzerine söylenmiş neredeyse hiçbir şey yok. Sorunun kaynağını değil, sorundan etkilenenin iyileştirilmesiyle uğraşan bir sistemimiz var. Oysa hasta olan, iyileştirilmesi gereken tecavüze uğrayan değil, tecavüzcünün kendisidir.

Hepimiz Kamyoncuyuz!

Pippa’nın başına gelenler ya da Ortadoğu’da olanlar, gerçekte hiç kimsenin umurunda değil. Pippa’yı olduğu kadar, Irak Savaşı’nı da televizyon karşısında çekirdek çiterek izledik. Savaşa, cinayete, tecavüze seyirci kaldık.

Kimin penisi?

Oyundaki karakterler, olayın asıl özü olan “tecavüz ve cinayet” kısmıyla değil, bu olayın kendi üzerinde yarattığı etki ile ilgilenmektedir. Pippa’ya bakışları olabildiğince sığ ve yüzeysel. Tıpkı bizim toplum olarak bakışımız gibi. İşte bu bakış açısı, bizi bu tecavüzün seyircisi değil, doğrudan oyuncusu yapmaktadır. Kadına, barışa ve yaşama tecavüzün!

Bu yüzden oyundaki karakterleri, bir vücudun organları gibi düşünülmüş. Kamyoncu ise bu vücudun cinsel organı, yani penisi oluyor. Tecavüz, Kamyoncu aracılığıyla işlenmiş toplumsal bir suç olarak çıkıyor karşımıza: Bizim penisimiz olarak!

Acı tatlı

Oyun, olayı trajikleştirip ajitasyon yapmak yerine, insan varoluşunu sorguluyor ve dünyadaki “kadın” ve “barış” kavramlarını tartışmaya açıyor. Absürd, grotesk, fantastik bir açılım bu. Varoluş komedisiyle dolu, acı bir kahkaha!

KÜNYE

Yazan: Ali Ömür Ulusoy

Yöneten: Bülent Çolak

Oyuncular: Ali Savaşçı, Bülent Çolak, Çiçek Acar, Serap Matyaş, Suat Ünaldı, Volkan Keleş
Dış Sesler: Fırat Tanış, Ahmet Kaynak, Ömer Uğur

Dramaturg: Derya Cumburg

Sanat Yönetmeni: Nesli Meriç Sanioğlu

Kostüm Tasarım: Dilek Kaplan
Dekor Tasarım: Ayşe Milli
Ses-Efekt: Bülent Taban
Işık Uygulama: Abbas Tekin
Sahne Amirleri: Emre Can Durmaz, Murat Can İnal
Koordinatör: Alihan Tuçtan